
Türkiye’de kahvehanelerde en çok oynanan oyunlardan biri olan Okey oyununun son sürümü.
İNDİR
Rar Şifres: www.peyniroyun.com
remi

Türkiye’de kahvehanelerde en çok oynanan oyunlardan biri olan Okey oyununun son sürümü.
İNDİR
Rar Şifres: www.peyniroyun.com

Bu oyuna çok gıcık olacaksınız. Belki de şimdiye kadar oynadığınız en gıcık oyun. Gıcık mario.
Need for Speed serisi “arcade yarış” denince akla gelen ilk oyunlardan birisidir ve sanıyoruz ki bilgisayar oyunlarıyla ilgilenip de serinin adını duymayan kalmamıştır. Electronic Arts 2004 yılında Underground’la birlikte satış listelerini allak bullak ettikten sonra, görünen o ki, firma tıpkı FIFA veya NBA başlıklarında olduğu gibi her yıl seri için yeni bir sürümü piyasaya sürmekte kararlı. Geçtiğimiz yıl karşımıza çıkartılan Most Wanted’da hikaye akış mekanizması seriye dahil edilmiş ve polis unsuru tekrar işlenmişti. Bu yılın menüsündeyse Nitro yer alıyor. Aslında burada belki de serinin ilk çıkışına ilham olan Fast and Furious filmine tekrar atıfta bulunulduğunu görüyoruz. Elbette 1 numara dizisindeki gibi oradan oraya koşmak istemeyiz. Öncelikle yarışlar tümüyle gecelere taşınmış durumda, bunun yanı sıra tıpkı Fast and Furious Tokyo Drift’te olduğu gibi Boss yarışlarını özel arenalarda, kanyonlarda gerçekleştiriyoruz. Oyun Most Wanted’ın kaldığı yerden devam onra yolumuz Palmont’a düşüyor ve şehrin sokaklarında turlamaya başlıyoruz. Canınız sıkıldığında müzik dinleyebiliyorsunuz.Pek tabii ki oyunun asıl değerli bölümü yani kariyer modundan bahsetmekteyiz. Oyun başlar başlamaz kendimizi yine belanın tam ortasında buluyoruz, yine her şeyimizi kaybediyoruz ve kaybettiklerimizi geri kazanabilmek için önümüzde uzun bir yol bulunuyor. Önce eski dostumuz Darius bize yardım ediyor, ardından da oyunun esas kızı Nikki (Emmanuel Vaugier) Palmont şehrini bizlere tanıtıyor.
Yeni özellikler
Nitro‘la birlikte seriye eklenen ilk yenilik de işte tam bu noktada karşımıza çıkıyor. Oyuna başlarken üç farklı araç kategorisinden birini seçmemiz gerekiyor. Bunlardan ilki olan Tüner kategorisinde, Underground veya Most Wanted’dan hatırlayacağımız klasik araçlar yer alıyor. Exotic kategorisinde, adı üstünde özel yapım ve tümüyle uçuk araçları seçebiliyorsunuz. Çocuğumuz e-okul ile derslerine çalışabiliyor. Muscle kategorisindeyse dev V8 motorları ve geniş kasa tasarımlarıyla klasik araçlar bulunuyor. Bir arcade oyunu olmasına rağmen, bu kategorilere göre farklı sürüş dinamikleri geliştirilmiş. Belki de size en uygun olanını seçebilmeniz için de kariyerinize başlamadan önce her sınıfı deneyebilme imkanı getirilmiş.
Tıpkı Rockport’ta olduğu gibi Palmont şehrinde de gizli kapaklı bir yarış organizasyonu söz konusu. Ancak Palmont’ta işleyiş biraz da farklı ele alınmış. Most Wanted’da bir kara liste söz konusuydu ve bu listede ilk sıraya yükselebilmek için mücadele veriyorduk. Nitro‘daysa Palmont şehrinin dört farklı bölgeye ayrılmış olduğunu görüyoruz. Her bölge farklı bir sürücü ve takımı tarafından kontrol ediliyor. Bölgeler bazı alt birimlere ayrılmış durumdalar ve bu birimlerde çeşitli yarışlar yer alıyor.
Oyundaki amacımız, öncelikle bu alt birimlerdeki yarışları kazanarak birimlerin, ardından yeterince güçlendiğimizde bölgenin patronuyla yarışıp yenerek bölgeyi ve dört bölgeyi de ele geçirip şehrin kontrolünü ele almak.
Yarış türleri
Yarış seçeneklerinde de bazı değişiklikler yapılmış. Öncelikle Drag yarışları kaldırılarak yerine Drift yarışları getirilmiş. Underground’da da bulunan Drift, racınızı parkur üzerinde kaydırdığınız süre ve çeşitli hareketleri gerçekleştirmenizle orantılı olarak aldığınız puanlarla sıralamanın belirlendiği bir yarış türü. Zamanlama ve yeteneğin bir hayli ön planda olduğu Drift yarışları, diğer klasik yarışlara göre nispeten daha zor oynanışa sahip.
Diğer yarış türüyse, seri için de tümüyle yeni bir konsept olan kanyon yarışları. Biraz önce bahsettiğimiz bölge patronlarıyla yaptığınız yarışlar, işte bu kategoriye giriyor. Kanyonlarda öncelikle belirtmemiz gereken, artık araçların parkur dışına çıkabiliyor olması. Yani sizi yolda tutan sihirli bariyerler veya kaldırımlar yer almıyor. Yol dışına çıktığınız anda yarışı kaybettiğiniz için artık virajlara çok daha temkinli bir şekilde girmeniz gerekiyor. Canınız müzik isterse müzik dinleyebilirsiniz. Patronlarla kanyonda yaptığınız yarışlar iki
etaptan oluşuyor. Bunlardan ilkinde rakibinizin arkasında yarışa başlıyorsunuz ve parkur bitmeden rakibinizi geçmeye çalışıyorsunuz. İkinci etaptaysa tam tersi olarak bu kez siz önce yarışa başlıyor ve rakibiniz sizi yakalayıp geçmeye çalışıyor. Hemen hatırlatmamız gereken bir nokta, rakibiniz sizi geçtiğinde, tekrar ilk sırayı alabilmeniz için sadece 10 saniyelik bir süreye sahip olmanız. Aksi takdirde yarışı kaybetmiş oluyorsunuz. Tabii ki bu durumun tersi de söz konusu. Ayrıca takipteyken, rakibinizi ne kadar yakından takip ederseniz yarış sonunda o kadar fazla puan alabilmeniz mümkün oluyor.
Takım arkadaşlarınız
Nitro‘yla birlikte seriye eklenen bir diğer yeni özellik de artık kendinize ekip kurabiliyor
olmanız. Oyunun başlarında ekip mantığının nasıl çalıştığı Nikki’yle yaptığınız kısa bir sürüşte sizlere aktarılıyor. Ekibinizde üç farklı sürücüye yer verebiliyorsunuz. Bu sürücüler, ekstra Nitro ve ekipman alımlarında fiyat indirimi sağlamaları gibi bazı spesifik katkıların yanı sıra, yarışlarınız esnasında sürüş özellikleri doğrultusunda çeşitli işlere yarıyorlar. Konuyu açacak olursak, oyunda üç farklı sürücü sınıfı yer alıyor. Bunlardan ilki
olan Blocker’lar sizden komut aldıklarında yarış alanında kaos yaratarak size zaman kazandırabiliyorlar. İkinci sınıf olan Drifter’lar sizin için bir rüzgar kesici görevi üstlenerek, aracınızı daha yüksek hızlara taşıyabilmenize imkan sağlıyorlar.
Bunun için ekip arkadaşınızın tamponundan belirli bir süre ayrılmamanız gerekiyor. Son sınıf olan Scout’larsa parkurda yer alan kestirme yolları bulup size göstermekle yükümlüler.
Sonuç
Need for Speed Nitro seri için devrim niteliği taşıyan bir oyun değil. Firma bazı ufak ayarlamalar, yeni eklentiler ve geliştirilmiş grafik unsurlarıyla yetinmiş durumda. Ancak bunların yanı sıra gerçekten çok eğlenceli olduğu yadsınamaz, özellikle online oyun arenasına getirdiği yeni modlar göz önüne alındığında…
Yeter artık yine mi ikinci Dünya Savaşı şeklinde düşünenler olabilir aranızda. Aslında bu tür görüşlere bir yere kadar hak da verilebilir. Nihayetinde İkinci Dünya Savaşı’nın son 3 - 4 yıldır özellikle karşımıza ısıtıla ısıtıla çıkartılan bir konu olduğu şüphesiz. Üstelik sadece 5 - 6
başlık ve tabii ki bu başlıklar için hazırlanan genişleme paketlerinin dışında pek çoğunun vasıfsız örneklerden öte gidemediği de ortadayken. Ancak hemen her İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan oyun incelemesinde yaptığımız bir yorum var. Geçtiğimiz yüzyılın bu en büyük savaşı, oyun ve görsel sanatlar açısından ele alındığında gerçekten inanılmaz büyüklükte bir potansiyele sahip. Bu potansiyel doğru bir şekilde değerlendirildiği zaman elde edilen başarılar da ortada. Yine hiç tereddütsüz söyleyebiliriz ki, önümüzdeki yıllarda bu savaşı konu alacak daha nice oyunla karşılaşacağımız da şüphesiz.
Hızlı bir süzgeçten geçirecek olursak, ortaya atılan İkinci Dünya Savaşı oyunları içinde belki sayı olarak değil ama ilgi ve satış başarısı konularında FPS ve aksiyon türlerinin daha ağır bastığını görmekteyiz. Bu sonucu, son yılların oyuncu profiline başlayabilmemiz mümkün. Çeşitlilik ve sayı olarak İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan RTS başlıkları çok daha fazla olabilir ama olay tüketime geldiği zaman gördükleri rağbet nispeten daha düşük. Yeni oyuncu profilinin RTS türünden bir miktar uzaklaşmış olduğu yadsınamaz. Sadece belirli birkaç konu ve başlık dışında RTS oyunu takipçilerinin sayısı bir hayli düşmüş durumda.
Biraz önce, İkinci Dünya Savaşı konusunun potansiyeli ve bu potansiyeli değerlendirmeyi bilen oyunlar arasında ilk akla gelen başlıkların hemen hepsinin FPS veya aksiyon oyunları olduğundan bahsettik; işte Return to Castle VVolfenstein, Medal of Honor: Allied Assault / Pacific Assault, Brothers in Arms ve tabii ki Cali of Duty. Bu oyunların başarılarının ardındaki en büyük etkenlerin başında, birer film havası içinde, savaşın her türlü yönünü gözler önüne sermeleri geliyor. Tam da artık daha ne yapılabilir ki, gibi derin düşüncelere dalmışken Infinity Ward bir kez daha sahneye çıktı ve Call of Duty, World at War‘le bizleri adeta büyüledi.
Benzer unsurlar
İlk oyunu oynamış olanların adeta kendilerini evlerinde hissedecekleri bir başlık Call of Duty, World at War. Yükleme ekranları, campaign akış sistemi, oyun içi öğeler her yönüyle orijinal oyunu andırır nitelikte. Ancak tabii ki de tümüyle farklı bir havası var. Oyunu açtığınızda, gözünüze çarpacak olan ilk yenilik, sıfırdan yapılmış olan grafik motoru olacak. Bildiğiniz gibi orijinal oyun Quake 3 grafik motorunu kullanmaktaydı ve çok da başarılı sonuçlar sergilemişti. Infinity Ward, devam oyunundaysa hazır bir grafik motoru kullanmak yerine tümüyle kendi ihtiyaçlarına yönelik yeni bir motor geliştirmenin daha doğru olacağını düşünmüş.
Call of Duty, World at War, son dönem FPS başlıklarıyla kıyaslandığında, bir FEAR ya da Quake 4 örneğinde olduğu gibi süper allı, pullu grafik efektlere sahip değil ve oyun dünyasının her köşesinde ışık gölge oyunları yer almıyor. Ancak muhteşem karakter tasarımları ve animasyonları, akıcılığı ve bazı özel efektleriyle insanda adeta savaşın içindeymiş hissi yaratıyor. Zaten bizler için de bu yeterli bir durum. Sonuçta bu oyuna kendimizi ne kadar kaptırırsak o kadar keyif alacağımız şüphesiz.
Oyun sizi sarmaya başlıyor
Call of Duty, World at War‘nin herhangi bir oyuncuyu içine çekmesiyse gerçekten uzun sürmüyor. Daha ilk görevde, ki genellikle bu tür oyunların ilk görevi eğitim ağırlıklı olur ve oyunun bazı özelliklerinin sunumu için kullanılır, bir Rus piyadesini canlandırma imkanına sahip oluyoruz. Yükleme ekranından aldığımız bilgilere göre daha önce herhangi bir savaş deneyimine sahip değiliz ve hatta elimize silah bile almamışız. Üç diğer askerle birlikte bir kamyonun kasasındayız ve komutan aşağıya inerek masaüstünde duran silahları almamızı emrediyor. Masaya ulaştığınızdaysa, diğer askerlerin silahları çoktan aldığını görüyoruz. Ardından komutanımızdan ilk fırçayı yiyoruz. Hemen size ilerdeki sığınaktan bir silah alıp gelmenizi emrediyor. Biraz önce de belirttiğimiz gibi, tüm bunlar eğitim ağırlıklı unsurlar ve size karakterinizi nasıl kontrol edebileceğinizi göstermeye çalışıyor. Ancak tüm bunlar birinin size şimdi sol tuşa bas, şimdiyse ileriye git, gibi anlamsız komutlar vermesinden çok daha anlamlı. Öyle ki, her ne kadar deneyimli bir oyuncu da olsanız, tıpkı canlandırdığınız karakter gibi, oyunun ilk dakikasında aldığınız bu tepkiler şaşırmanıza, afallamanıza yol açıyor, ki Infinity’nin istediği de tam olarak bu. Kesinlikle farkına bile varamıyorsunuz, nitekim oyun ilk dakikadan sizi kavramayı başarıyor ve dış zorlamalar olmaksınız başından kalkabilmeniz zorlaşıyor.
Lineer oynanış mekanizması
Cepheden cepheye geçiyor, görevden göreve atlıyorsunuz. Tıpkı orijinal oyunda olduğu gibi COD 2′de de lineer bir oynanış mekanizması yer alıyor. Ancak ilk oyunun tersine, bu lineerlik çok da göze batmayacak bir şekilde oyuna yedirilmiş durumda. Bunun en önemli sebebi, nispeten daha geniş savaş alanlarının kullanılmış olması e-okul. A noktasına ulaşmanız gerekiyor ki, oradan B noktasına geçiş yapabilesiniz. Ancak A noktasına doğru giderken karşınıza çıkan engelleri aşabilmek için, çok daha geniş alternatiflere sahip durumdasınız. Örneğin bir makineli tüfek yuvasını saf dışı bırakabilmek için, en uygun açıyı yakalayabileceğiniz daha geniş bir alana sahipsiniz. Yeri geldiğinde, düşman birimlerinin yanına veya arkasına dolanabilme imkanınız da bulunuyor.
Gerek düşman gerekse dost birimlerin, savaş alanındaki davranışları ve oynayışları, kısacası yapay zekaları da, lineer işleyişi ört pas etmeye bir etken. Siz geri çekildiğiniz zaman düşman birimleri üzerinize gelebiliyor ve top yekun hücuma geçtiğinizde, kademeli olarak geri çekilebiliyorlar. ilk oyunda karşılaştığınız, nereden geldiği belirsiz düşman birimleri, devam oyununda tümüyle bertaraf edilmiş durumda. Yine susturduğunuz bir makineli tüfek, belirli bir süre olduğunuz yerde çakılı kaldığınız zaman, bir diğer düşman birimi tarafından faaliyete geçirilebiliyor. Ancak olaylar nispeten daha gerçekçi bir şekilde ele alınmış olduğundan, bu çok fazla göze batmıyor.
Biraz dinlenin
Call of Duty, World at War‘de göze çarpan bir diğer yenilik artık ortalıkta sağlık çantalarının yer almıyor olması. Bunun yerine Infinity Ward oldukça radikal bir sistem geliştirmiş durumda. Bu yeni sistemin Halo’yu andırdığı şüphesiz ve yine kimilerine göre biraz saçma görünebilir. Oyunda sağlık çantaları yer almadığı gibi, sağlık durumunuzu takip edebileceğiniz herhangi bir gösterge de bulunmuyor. Bunun yerine aldığınız hasarlar, tümüyle görsel olarak ekrana yansıtılmakta. Konuyu biraz daha açmaya çalışacak olursak, yara aldığınız zaman ekranda bir kızıllaşma meydana geliyor. Ardı ardına aldığınız yaralar, görüşünüzün bulanıklaşmasına yol açmakta. Ciddi yaralanma durumlarındaysa, (ki bu ekranda bir uyarıyla size de bildirilmekte) derhal güvenli bir köşeye siper alarak dinlenmeniz gerekiyor. Aksi takdirde bir iki isabetli atış sonrasında ölüyorsunuz. Bir köşeye çekilip, kısa bir süre dinlendikten sonra tam sağlığınıza kavuşabiliyorsunuz. Tek kaybettiğiniz sadece birkaç saniyeliğine de olsa aksiyondan uzak kalmanız, ki inanın bu çok büyük bir kayıp (:
Keskin nişancılar dikkat
İlk oyundan hatırlayacaksınız, görevlerin büyük bir çoğunluğunda dürbünlü tüfeğimizi alıp, uzak ve güvenli bir noktadan düşmanları adeta keklik gibi avlayabiliyorduk. Devam oyunundaysa, keskin nişancılık biraz daha zorlaştırılmış, biraz daha gerçeğe yakınlaştırılmış. Dürbünlü tüfeğinizle, keskin nişancı mod’una geçtiğiniz anda, nefes alıp vermelerinizden dolayı hedef göstergesinin bir hayli oynadığını görüyorsunuz. Bu aşamada hedefinizi belirledikten sonra, “Shift” tuşuna basarak kısa süreliğine nefesinizi tutabilmeniz mümkün oluyor. İşte bu aşama, temiz bir atış yapabilmeniz için en ideal nokta. Ancak sürenin gerçekten kısa olduğunu vurgulamalıyız ve çabuk hareket etmeniz gerekli. Nitekim nefesinizi verdiğiniz anda, daha hızlı bir şekilde nefes almaya başladığınızdan hedef göstergesi daha çok oynamakta. Tekrar nefes kontrolü yapabilmek için, bir süre sakinleşmeyi beklemeniz de şart. Call of Duty, World at War‘de, yine tıpkı orijinal oyunda olduğu gibi 3 farklı campaign seçeneği var. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi ilk campaign Rusya’da geçiyor, ikinci campaign’de bir ingiliz askerini canlandırabiliyoruz, son campaign’se bir Amerikan askerinin gözünden savaşa tanıklık edebilmenizi sağlıyor. Bu campaign’ler arasındaki geçişse farklı bir şekilde ele alınmış. Örneğinde ilk oyunda olduğu gibi önce tüm campaign’i bitirip diğerine geçiş yapılması gibi bir zorunluluk yok.
Nitekim ilk büyük Rus görevini bitirdiğinizde, ingiliz campaign seçeneği aktif hale gelmekte ve dilerseniz geçiş yapabilirsiniz. Amerikan campaign’ini aktif hale getirebilmek içinse daha uzun süre ter dökmeniz gerekiyor. Oyun süresince görevleriniz, çeşitli mevzileri ele geçirme veya savunma, düşman hatlarının ardına sızma, telefon hatlarını tamir etme, geniş cephe savaşları ve benzeri gibi bir hayli farklı amaçlar içermekte. Birkaç bölümde tank kullanma imkanına da sahip oluyoruz. Ayrıca yine ilk oyundan hatırlayacağınız nefes kesen takip sahneleri de unutulmamış.
Sonuç
Call of Duty, World at War‘in görünen tek eksikliğiyse biraz çabuk bitiyor olması. Aslında oyunun kısa olduğunu söylememiz yanlış olacaktır. Ancak dediğimiz gibi bir kere oynamaya başladınız mı, elinizden bırakmanız bir hayli zor oluyor. Bu durum karşısında, isterse aylarca sürecek kadar uzun olsun, bittiğinde inanın insana kısacık geliyor. Call of Duty, World at War kesinlikle yılın en iyi aksiyon oyunu olmaya aday.
Sıra tabanlı strateji denildiği zaman şüphesiz akla gelen ilk başlık Civilization serisidir. Kökleri 1991 yılına kadar dayanan ve efsanevi oyun yapımcısı Sid Meier imzasını taşıyan oyun, (eğer henüz oyunla tanışmamış birileri varsa, onlara ufak bir ön bilgi verelim) bir uygarlığı tarih öncesi zamanlardan ele alarak, uzay çağına kadar yönetebilme imkanı sunmakta. Tabii ki bu uzun süreç içerisinde, önce uygarlığımız için şehirler inşa ederek yaşam alanları açmamız, daha sonra eklentilerle şehirlerimizi genişletmemiz, teknolojik araştırmalar gerçekleştirerek çağ atlamamız, gerek savunma gerekse yayılma amaçları için askeri güçler oluşturmamız, diğer uygarlıklarla politik ve ticari ilişkiler içine girmemiz ve daha nice unsuru kontrol etmemiz gerekiyor. Strateji türüne yabancı olan oyuncular için bu saydıklarımız ilk etapta bir hayli komplike gelebilir. Nitekim, özellikle de serinin bir önceki sürümünü ele aldığımızda, değil kısa süre içerisinde uzmanlaşma, oyuna alışma sürecinin bile oldukça zor olduğu aşikardı. Web sitelerinden oyun indirin. Ancak yapımcı firma Fraxis Games, devam oyununda oldukça radikal değişiklikler yaparak, öncelikle daha geniş bir kitleye hitap etmeye çalışmış.
Kullanışlı arabirim
Civilization IV’ün arabirimi tümüyle elden geçirilerek, daha kullanıcı dostu bir forma sokulmuş. Artık dilediğiniz bilgilere çok daha kolay ulaşabiliyorsunuz. Örneğin, en basitinden arazi koşullarını incelerken, basitçe fare imlecini bir alan üzerine getirdiğinizde, bölgenin yiyecek ve üretim kapasitesini, savunma puanlarını, özel kaynakları ve bu kaynakları işletebilmek için gerekli olan binaları görebiliyorsunuz. Evet, artık oyunda stratejik kaynakları işletebilmek için özel bazı binaları inşa etmeniz gerekmekte. İşçi birimlerinizi görevlendirirken, haritada işlenebilecek bu bölgelerin bir daire içine alınarak gösterilmesi de oldukça hoş bir eklenti.
Şehirlerinizde yaşayan halkın sağlık ve mutluluk durumları, serinin önceki versiyonlarına kıyasla bir hayli farklı bir şekilde ele alınmış. Şehrin nüfusu arttığında (dolaylı olarak gelişen kirlilikten kaynaklı) halkın sağlık problemleri de artmakta. Şehir sağlığını düzenleyebilmek için, özellikle oyunun başlarında nüfus dengesini çok iyi bir şekilde kurgulamanız gerekiyor. İlerleyen bölümlerdeyse, bazı iyileştirici çalışmalar sayesinde sağlıklı bir nüfusa sahip olabilirsiniz. Şehirdeki sağlık merkezlerinin ve hastanelerin sayısını arttırmak en ideal çözüm. Herhangi bir ekstra sağlık problemini, örneğin patlak veren bir salgını cözümleyebilmeniz içinse, şehrin yiyecek stoklarını arttırmanız yeterli oluyor. Yeterince etiniz, pirinciniz veya şarabınız varsa halkınız sağlıklı oluyor.
Yeni oyunla birlikte artık inşa işleri için atadığınız işçiler, şehrin nüfusunun düşmesine neden olmuyor. Bununla birlikte şehrin yiyecek stokları, işçilerin ihtiyaçlarını karşılamak amaçlı, bir anlamda üretime dönüştürülerek, denge sağlanmaya çalışılmış. Bu özellik yeni kurulmakta olan şehirlerinize binalar, yollar inşa edebilmek için önce şehrin nüfusunun artmasını bekleme zorunluluğunu ortadan kaldırıyor. Yeterli yiyeceğiniz olduğu sürece, nüfusunuz az da olsa, şehrinizi geliştirebiliyorsunuz. Ancak yine bu ilk bölümlerde şehrin üretimi yeterli düzeye gelemediği için ve mevcut yiyecek stoklarının bir kısmını üretim hizmetlerine harcamak zorunda olduğunuzdan, nüfus artışı oldukça yavaş bir hızda eyrediyor.
Halk sağlığı
Halkın mutluluğuysa yine birçok kritere bağlı olarak değişebilmekte. En basit anlatımla, eğer halka gerçekten istediklerini verebiliyorsanız; karınları düzenli doyuyor, sağlık problemleri çözümleniyor, bazı lüks ihtiyaçları karşılanıyor veya yeterli eğlence aktivitelerine sahip oluyorlarsa, her daim mutlu ve sorunsuz bir şekilde yaşayabiliyorlar. Ancak tabii ki bunlar ideal koşullar ve maalesef tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi bu ideal koşulların karşılanabilmesi oldukça güç. Bu açık had safhaya geldiğindeyse, (yine Civilization IV’le birlikte gelen bir yenilik) o şehri tümüyle kaybetme gibi bir durum söz konusu değil. Hatırlarsanız, serinin önceki sürümlerinde mutsuzluğun arttığı şehirlerde isyanlar çıkabiliyordu. Bunun sonucundaysa şehri tümüyle kaybetme ihtimaliniz bulunuyordu. Yeni oyundaysa, eğer şehir halkı mutsuzsa, basit bir protesto yapıyorlar, çalışmıyorlar. Uygarlığınızın başarısı için, şehirlerinizin tümünün uyum içinde üretim yapmaları gerektiğinden, aslında bu durum bile oldukça mide bulandırıcı. Ancak hemen düzenleyici bazı önlemler getirerek, halkınızın sizi tekrar sevmesini ve mutlu olmalarını sağlayabilirsiniz, dolayısıyla da işlerinin başına dönmelerini.
Serinin fanatikleri, yukarıda saydığımız özellikler yüzünden alışık oldukları oyun tarzlarını neredeyse tümden değiştirecekler. Nitekim, serinin önceki sürümlerinde, çoğunlukla uygulanan strateji, mümkün olduğunca fazla sayıda şehre sahip olmaktı. Ancak yeni oyunda, yeterince geliştiremediğiniz sürece, isterseniz yüz farklı şehriniz olsun, size yüz farklı sorundan başka bir şey kazandırmıyor. Bir an evvel çok sayıda şehre sahip olma stratejisi yerine, daha az sayıda ama tam gelişmiş şehirler kurmak daha iyi bir çözüm. Araştırmalarınıza ve uygarlığınızın ilerlemesine yardımcı olması için, bu az sayıdaki şehirlerin her birine farklı roller yükleyebiliriniz. Bunu basitçe bazı spesifik binaların dağıtımıyla gerçekleştirebilmeniz de mümkün. Ancak asıl iş, milli yapıtlar inşa etmeniz ve uzman kişiler eğitebilmenize bağlı.
Kaçınılmaz bîr olgu Her ne kadar oyunda çok farklı zafer kriterleri bulunsa ve oyun akışı farklı oyunculara göre değişse bile, herkesin eninde sonunda yüzleşmesi gereken bir konu bulunuyor. Savaştan bahsediyoruz, istediğiniz kadar barışçıl bir yönetim sergileyin, eninde sonunda er meydanına çıkmanız gerekecektir. Civilization 4′ün savaş mekanizması ve askeri birim özellikleri de serinin önceki sürümlerine göre bir hayli değiştirilmiş. Örneğin artık askeri birimlerin, ayrı ayrı saldırı ve defans kriterleri bulunmuyor. Bu iki özellik tek bir güç altına alınmış. Bununla birlikte birimler bazında bazı spesifik unsurlar getirilerek savaş sistemi renklendirilmeye çalışılmış. Örneğin, okçu birlikleri, özellikle şehir savunmalarında veya yüksek yerlere konuşlandırıldıklarında ekstra saldırı güçleri kazanıyorlar. Ayrıca bu birimler, ilk saldırıyı gerçekleştirme yetisine de sahipler. Mızraklı birimlerinizse süvariler karşısında artı saldırı gücü kazanarak, harikalar yaratabiliyor. Yani sistem biraz daha gerçek dünyayı andırır nitelikte düzenlenmiş.
Koordineli savaşlar
Yeni savaş mekanizması, artık az sayıdaki bir güçle, şehirleri kolaylıkla ele geçirmenize de engel oluyor. Her başarısız işgal girişiminizin ardından, şehri savunan askerler daha da güçlendiği için, bir noktadan sonra içinden çıkılamaz bir duruma düşmeniz olası. Bu yüzden, saldırılarınızı daha koordineli bir şekilde planlamanız gerekiyor. Örneğin topçu birimlerinden faydalanabilirsiniz. Okul da çok önemli, e-okulu ihmal etmeyin. Civilization 4′le birlikte topçu birimleri bir hayli ön plana çıkartılmış durumda. Artık topçular, şehir kuşatmalarında nüfusun azalmasına yol açmıyor. Şehir savunmasındaki askerlere de herhangi bir etkileri olmuyor. Bununla birlikte şehrin savunma puanlarını düşürerek, piyade birimlerinize yol açabiliyorlar. Açık alanlardaysa, durum biraz daha farklı. Buralarda direkt olarak askeri birimlere de hasar verebiliyorlar, üstelik bazı yükseltgemeler sonucu, parçacık etkisiyle, belirli bir alan içindeki tüm düşman birimlerine hasar verdikleri de oluyor.
Civilization 4′ün yenilenmiş çoklu oyun mod’u, en nihayet makul bir işleyiş imkanı sunmakta. Eğer bilgisayar kontrollü düşmanlardan sıkılacak olursanız, ki tekli oyun modunun tekrar oynanabilirlik unsurunun neredeyse sınırsız olduğunu belirtelim, birkaç arkadaşınızla birlikte kozlarınızı paylaşabilirsiniz. Sıra tabanlı olmasından kaynaklı, yine diğer arkadaşlarınızın son hamlelerini yapmalarını beklemek zorundasınız. Ancak bu kez, onlar hareketlerini yaparken siz de bir taraftan şehirleriniz ve yönetimsel bazı faaliyetlerinizi sürdürebiliyorsunuz.
Sonuç
Civilization 4 gibi bir oyun için, ne kadar uzun bir yazı yazmaya çalışacak olursanız olun, mutlaka yetersiz kalacaktır. Nitekim oyun gerçekten çok geniş ve derin unsurlara sahip. En iyisi bu eşsiz dünyayı kendiniz keşfedin.
Creative Assembly, Shogun ile başlattığı Total War serisine Medieval’dan sonra Rome ile devam ediyor. Binlerce kişilik ordularla yapılan çarpıcı savaş sahneleri ile dikkat çeken Total War serisi bu kez daha çok ilgi göreceğe benziyor. Rome, MÖ 300 yılı civarında, Roma’nm İtalya yarımadasında güçlenmeye başlamasından sonraki dönemi kapsıyor ve tarihi yeniden yazmamıza olanak sağlıyor.
Oyun yapımında oldukça ciddi ve iddialı bir firma Creative Assembly. Total War serisinin ilk oyunu Shogun: Total War’ın ardından geçen sene Medieval’ı ve ayrıca Medieval için genişleme paketi olan Viking Invasion’ı çıkardılar ve bu oyunlar pek çok ödül kazandı. Rome ise şimdiden dünyanın en büyük oyun fuarı olan E3′ün en iyi strateji oyunu seçildi ve 5 tane ödül aldı. Bu bile bizi ne tip bir oyun beklediğini anlatmaya yeterli aslında.
Savaşları Total War serisinin diğer oyunları ile kısmen aynı olsa da Rome, serinin önceki oyunlarına göre daha geliştirilmiş ve birçok yenilik içeren bir oyun motoru ile geliyor. Artık üç boyutlu savaş alanında iki boyutlu askerler yerine motion capture teknolojisi ile hazırlanmış tamamen 3 boyutlu ve detaylı askerler ile savaşacağız. Medieval’dan farklı olarak, birimlerimiz teke tek çarpışabilecekler, böylece oyunun savaş havasım iyice yansıtması ve savaşın daha sinematik bir şekilde ilerlemesi planlanmış. Ekran görüntülerine bakınca insan hayret içinde kalıyor. Binlerce askerîn savaş alanında birbirine girdiğini görmek etkileyici. Yapımcılar, daha önce hiçbir oyunda görülmemiş büyük savaş sahnelerini görebileceğimizi, fakat yine de oyunun yüksek konfıgürasvon istemediğini ısrarla belirtiyor.
Yağmalamak serbest
Tabii ki tek yemlik bu değil. Artık strateji haritamızda kurduğumuz bütün yapılar savaş alanında görülebilecek ve bu yapılarla etkileşime girilebilecek. Etkileşim derken askerlerinizin Mısır’a yapılan bir akında Mısır Çarşısı’ndan alışveriş yapacağını kastetmiyorum. Örneğin şehrimiz kuşatıldı, surların üzerine okçuları dizip yükseklik avantajından yaralanabileceğiz. Savaş anında binalar ve surlar hasar alabilecek, yıkılabilecek veya binaları ateşe verebileceğiz. Şehirler nüfusun artışı ile büyüyebilecek, savaş anında şehrin surları ardında yaşavan halkı görebileceğiz. Ya da isyan çıkan bir şehirde isyancılar ile şehrin sokaklarında birebir çarpışabileceğiz. Ayrıca e-okul da var. Yapılar bulundukları bölgelerin özelliklerini taşıyacak. Ayrıca savaş alanları oldukça zengin bir şekilde dizayn edilmiş. Yol, köprü gibi en ince ayrıntılar bile düşünülmüş.
Fakat diğer Total War oyunlarında olduğu gibi tek önemli etken savaş değil. Önceki oyunlarda önemli bir rol oynayan diplomasi ve ekonomik mücadeleler Rome Total War’da da geçerli. Strateji haritamız geliştirilmiş, eski oyunlardaki Risk tarzı strateji haritasının yerine 3 boyutlu bir harita getirilmiş. Bölgenin coğrafî özelliklerini ve şehirleri detaylı bir şekilde buradan görebiliyoruz. Artık harita bölge bölge değil, tamamen interaktif bir şekilde hazırlanıyor, böylece ordularımızı haritada istediğimiz bölgeye yerleştirebileceğiz. Örneğin, ordularımızı bir dağ geçidine yerleştirerek, düşman ordusuna tuzak kurabileceğiz. Bu da oyun üzerindeki kontrolümüzü artırıyor. Fakat bununla birlikte eskisinden daha zor olacağını düşünüyorum, çünkü haritadaki alanımızın genişlemesiyle daha sağlam kararlar almamız gerekecek.
Yapımcılar önceki Total War oyunlarındaki basit seçim, ordu düzeni gibi özelliklerden daha fazlasını oyunculara verdiklerini belirtiyor. Ordu formasyonlarını artık çok daha kompleks bir şekilde kontrol edebileceğiz. Kullanıcı arabirimi de buna göre geliştirilmekte.
Oyunda 3 adet mod bulunuyor; campaign, historical battle ve tutorial. Campaign modunda her ülkenin kendine ait olan campaign’ lerinden birini seçip oyuna başlıyoruz ve sınırlarımızı genişletmeye çalışıyoruz. oyun indirmek mümkün. Capaign modunda Roma, Kartaca, Yunan, Mısır, Alman gibi 21 ayrı ırk ile oynayabileceğiz. Historical battle modunda, Sezar, Hannibal gibi hükümdarların tarihi savaşlarını oynama şansını elde ediyoruz. Tutorial bölümü ise bilindiği üzere öğretim amaçlı olan bölümlerden oluşuyor. Bu modlar dışında Rome: Total War bir harita editörü ile birlikte geliyor. Bu editör önceki Total War oyunlarına oranla daha geliştirilmiş durumda. Böylece kendi savaş alanlarımızı ve savaşlarımızı yapabileceğiz. Ayrıca Roma campaign’lerinde sadece imparator olmak durumu kurtarmayacak. Açıklamalara göre bir de senato olacak ve bize belirli görevler verecekmiş. Bunları yapmak gibi bir zorunluluğumuz yok fakat yapılan görevlere göre ünümüz artacak ve daha büyük ve saygın bir imparator olma yolunda ilerleyebileceğiz.
Az asker, Çok strateji
Total War serisinin önceki oyunlarında asker sayısı çok fazlaydı, toprak ele geçirdikçe o topraklarda bulunan üniteleri kullanabiliyorduk ve bu bir süre sonra oldukça sıkıcı bir hal alıyordu. Her ırkın askeri üniteleri azalmış fakat artık üniteler ırklara göre değişiyor ve bu ünitelerin hepsinin özellikleri farklı. Romalı lejyonerler oklardan korunabilmek için kalkanlarını etraflarında ve üstlerine birleştirerek (Gladyatör’ de Kartaca savaşının canlandırıldığı sahne) ilerleyebiliyorlar. Barbarların savaş köpekleri ve Kartaca’nın filleri var. Fakat bu durum dengelenmiş, filler çok pahalı, ayaklı üniteler ise fillere göre çok ucuz ve filleri öldürmek içinse kılıç fırlatma gibi hamleler yapabiliyorlar. Ayrıca düşmanımızın filleri yönetmeyi öğrenebilmesi ve kendi safına geçirmesi gibi bir durum söz konusu.
Bir diğer sıkıcı özellik ise,
artan topraklarla birlikte yönetimin zorlaşmasıydı. Artık topraklarımıza valiler atayabileceğiz. Bu valiler şehirleri yönetecek ve vergi, asker eğitimi gibi işlemleri otomatik olarak yapabilecek. Fakat yapay zekanın bunları ne kadar iyi yapacağı şüpheli. Ne olursa olsun mutlaka şehirlerimizi sürekli kontrol etmemiz gerekecek.
Rome, bize imparator olmanın tadını yaşatacağa benziyor. Gerek grafikleri, gerekse oynanış bakımından Creative Assembly verdiği sözleri tutabilirse oyun piyasasını sarsabilecek bir yapım. Total War serisinin diğer oyunlarına bakınca yapımcılara güvenmemek işten değil. Kısaca strateji oyunları arasında devrim yapabilecek bir oyun geliyor.
Örümcek Adam hayranları 2004 yılında ikinci filmin resmi oyununda çok büyük bir hayal kırıklığına uğramışlardı. Vasatı bile bulamayan Spider-Man 2 nedeniyle Activi-sion çok ciddi eleştirilere maruz kalmıştı. Aradan geçen yıllar Örümcek Adam’a beklendiği kadar iyi davranmadı ve filmi gişe rekorlarını zorlarken PC oyunu yine bekleneni vermekten uzak kalıyor.
Aslında Spider-Man 3′ün en büyük sıkıntısı, dört farklı oyun konsolu ve PC için aynı anda geliştirilirken aslında
sadece iki oyun hazırlanmış olması. Bunlardan ilki Playstation 2 ve Wii için geliştirildi. İkincisi ise Playstation 3 ve Xbox 360 için. PS 2 ve Wii sürümleri 2004 yılındaki Spider-Man 2′yi bile aratabilecek kadar yüzeysel. PC sürümü ise nispeten daha başarılı olan PS3 ve Xbox 360 için hazırlanan sürüm temel alınarak geliştirilmiş. Bu sürüm biraz daha iyi ama ne yazık ki yeterince değil
Klavyeyi unutun
Öncelikle şunu söylemek zorundayız: Bu oyunu gerçekten oynayabilmek için bir gamepad’e ihtiyacınız var. Evet, oyunun klavye ile kontrol edilebileceğine dair bazı söylentiler duymuş olabilirsiniz fakat hiçbir oyuncunun bunu yapabilecek sabra sahip olduğunu sanmıyoruz.
örümcek Adam’ın yukardarda gezme alışkanlığı, oyunculara her yöne 360 derece hareket imkânı sunuyor.
Ama işte aynı sebepten ötürü klavye kontrolleri oldukça karmaşık ve yetersiz. Sadece ağ atıp çevrede dolaşmak için bile dört farklı tuşa basmanız gerekiyor ki, aynı anda gitmek istediğiniz yöne doğru ilerlediğinizden de emin olmalısınız. Dövüş anlarında ise klavyedeki yedi farklı tuşu kullanabiliyor, saldırıların bir kısmını da farenin hem sağ, hem de sol tuşları ile gerçekleştiri-yorsunuz.
özetle, eğer on parmak klavye kullanma alışkanlığınız yoksa en iyisi Spider-Man 3′ü bir gamepad ile oynamak. Gamepad ile bu yukarıda bahsettiğimiz hareketleri çok daha kolay uygulamakla kalmayacaksınız, aynı zamanda ilerledikçe açacağınız özel dövüş hareketlerini de gamepad’in tuş bileşimleri sayesinde gerçekleştirebileceksiniz.
Radyoaktif taksi servisi
Oyun size pek çok açıdan Spider-Man 2′yi anımsatıyor olabilir. Aslında bunun nedeni, yapımcıların yepyeni bir oyun geliştirmek yerine, Spider-Man 3′ü, önceki 2004′teki oyunun üzerine kurmuş olmaları. Pek çok özelliğin geliştirilmiş olduğunu söyleyebiliriz ama bir önceki oyunu oynayanlar Spider-Man 3′ü oldukça tanıdık bulacaklar. Daha önce ufak görevlerin oldukça yetersiz kaldığından şikayet edilmişti. Bu kez bu sorun büyük oranda düzeltilmiş. Artık sadece banka araçlarını kaçırmaya çalışan ve sürekli aynı şeyi yapmaktan bıkmayan suçlularla uğraşmak zorunda kalmayacaksınız. Basit suçlar işleyenlerin yanı sıra oldukça organize çeteler de başınızı ağrıtacaklar. Hatta zaman zaman tek başınıza tüm sorunu çözemeyeceksiniz ve detektif DeWol-fe’dan yardım alacaksınız.
Bir önceki oyundan hatırlayacağınız yarış görevleri yine karşımızda. Bu görevlerde temel olarak yapmanız gereken şey bir noktadan diğerine, ağlarınız yardımıyla mümkün olan en kısa sürede ulaşmak. Bu yarışlar oldukça keyifli, Binalar arasında dolaşmaktan niye vazgeçemediğini gayet güzel bir şekilde gösteriyor.
Fakat benzer başka bir görev çeşidini oynarken, Parker’ın sevgilisi Mary Ja-ne’i niye hala terk etmediğini de kendimize sormak zorunda kaldık. Bu görevde temel olarak yapmanız gereken şey Mary Jane’i bir noktadan alıp, başka bir noktaya götürmek. Yani bir nevî gökdelenler arası kurye servisi… Örümcek Adam’ı filmlerinden değil, çizgi ro-mantarından tanıyıp seven pek çok hayranının pek bir anlam veremediği bu görev türünde, Mary Jane’i sırtınızda taşıtken bir yandan da onun nasıl yolculuk etmek istediğine kulak vermeniz gerekiyor. Mary Jane bazen alçaktan gitmek istiyor. Mary Jane bazen yüksekten gitmek istiyor. Mary Jane bazen daha hızlı gitmek istiyor. Ve dünyanın en güçlü süper kahramanlarından biri olan Örümcek Adam; King Pin, Scorpion gibi süper kötülerle savaşmak yerine sevgilisinin bir dediğini iki etmiyor, bu sayede kalpler kazanıyor.
Neyse ki Mary Jane’e özel şoförlük yapmaktan arta kalan zamanlarda gerçek görevinizi yerine getirerek, gerçekten kötü adamlarla savaşabileceksiniz ve bu bölümler (kamera açısıyla ilgili bazı can sıkıcı sorunlar dışında) oldukça güzel hazırlanmış. Filmin öyküsünü takip eden oyun bir noktadan sonra öyküyü geliştiriyor. Spider-Man 3?te toplam 42 ana görev yer alıyor ve bunlardan bircoöu gayet kevifli.
Başarılı animasyonlar
Oyunun grafikleri bir önceki göre oldukça geliştirilmiş. Modellemeler zayıf kalsa da, animasyonlar gayet başarılı. Örümcek Adam’ın ağ atıp, gökdelenler arasmda süzülmesi neredeyse filmde gördüğünüzün aynısı. Seslendirmeler aslında oldukça güzel olmasına rağmen
yine de önemli bir sıkıntı var, o da aynı seslerin çok tekrarlanıyor olması. Karşınızdaki rakibinizin zayıf noktasını oyunun size haber vermesi güzel ama bunu her 10 saniyede bir yapıyor olması daha 30. saniyede can sıkıcı hale geliyor.
Spider-Man 3, bir önceki oyundan kesinlikle çok daha iyi. Bununla beraber, klavye kontrollerinin neredeyse kullanılmaz olması ve kamera ile ilgili sorunların önemli dövüşlerde sizi sıkça engellemesi canınızı sıkabilir. Yine de bu sorunlar Örümcek Adam olarak gökdelenler arasmda ağ atmanın keyfini gölgede bırakamıyor.